İÇİMDEKİ MONA LİSA




Aslında herkesin içinde var. Sadece bir çoğumuz Louvre’daki aynaya bakmaya üşeniyoruz; ya da bundan korkuyoruz.  Ben zaten üşengeç biri değilim, korkak olmadığımı da uzun uzun anlatmaya çalıştım.

Paris’e sık sık yolculuk yaptım.  “E hani, nerede o zaman senin portren?” diye sorabilirsiniz. Güzelliği de burada zaten.

Da Vinci Mona Lisa’yı dört yıl boyunca bitirmedi. Günümüze bakıldığında herkes onu takdir ediyor, ancak o bitirmediği dört yıl içerisinde de insanlar ona şu an bizim duyduğumuz güveni ve inancı besliyor muydu? Bu, gerçek bir soru.

Da Vinci bizim ona verdiğimiz değer ve inancı önemsiyor mu? Bunları o zamanki insanlardan alsa daha mutlu olur muydu? Bu da başka bir gerçek soru.

Her neyse.

Psikolojik sfumato üzerinde çalışıyorum. Bana inanmanız için yeterince somut şeyler verdiğimi görmeniz için bulutlara bakmanız yeterli aslında. Ama bir türlü kafanızı cebinizden ayırıp gökyüzüne bakmıyorsunuz.

Leonardo “İnsanlar üçe ayrılır; görenler, gösterildiğinde görenler ve görmeyenler” derken haklıydı sanırım.

Her neyse.

Aklımıza koyduğumuz fikri eyleme dökünceye kadar beklemeye “kayıp” denir. Buradaki anahtar kelime “beklemek”. Biraz odaklanın, lütfen. Birazcık da olsa odaklanabilin istiyorum. Büyük resmi görün; Paris’e, Louvre’a gidin ve aynaya bakın.

Aklımıza koyduğumuz fikri eylemek dökmek yerine başka keyif aldığımız bir eylemi yapmaya “kayıp” denmez. “Tercih” denir. O keyif aldığımız eylemin tadını sonuna kadar çıkarırız. O eylem bittikten sonra aklımız yine aklımıza koyduğumuz ilk fikre gider, ve keyif aldığımız eylemi artık “zaman kaybı” olarak görürüz. Çünkü aklımıza koyduğumuz fikir yerine keyif aldığımız diğer eylemi uygulamışsızdır. Ne zaman bu kadar nankör varlıklara dönüştük merak ediyorum doğrusu.

Her neyse.

Benim Mona Lisa’m hazır. Gözleriniz cebinize bakadursun, istediklerinizi istediğiniz dille size aktarmanın o ucuz yoluna ilk adımı attım. Eskiden sevmediğim rüzgarı kucaklayabiliyorum artık. Rüzgarsız yağmurun o zararsız damlalarında ıslanmaktan keyif alırdım, şimdi fırtınayla valse cüret edecek kadar cesaretim var.

En basitinden el yazısı ya da sabahları bakıp günü planladığım manzara, ya da balkondaki kırmızı koltuk; tıpkı Louvre’daki tablonun gizemleri gibi çözülececeği ya da çözülemeyeceği zamana kadar kuantumun dibini boyladı.

Her neyse.

Kendimi iyi hissediyorum. Bulutlar dağılsın, gözler ekrana kilitlensin. İçimdeki Mona Lisa, gülen tarafıyla gözlerinizin içine bakıyor.

Dikkatli dinliyor musunuz?

https://youtu.be/B3aWlt81EwU

28.03.2020, Denizli
A.

Yorumlar

Popüler Yayınlar