GÖÇ - TEŞHİR
Ayak bileklerim ağrımaya
başladı. Bu, iki saat kırk altı dakika geçmiş olduğunu gösteriyor. Şu andan
itibaren zamanın takibini yapamayacağım. Tek bildiğim, atladığımdan itibaren
iki saat kırk altı dakikanın geçmiş olduğu.
Arkama baktığımda
geminin içindeki paniği gözlemleyebiliyorum. Işıkların yanıp söndüğünü,
insanların koşuşturmalarını görebiliyorum. Ancak hiç ses yok.
İki saat kırk altı dakika
boyunca yüzmekten olsa gerek, kulaklarım dalga seslerine adapte olmuş halde. Başka
hiçbir ses duyamıyorum. Ne güvertedekilerin bağırışlarını, ne de gök
gürültüsünü.
Gök gürültüsünün olduğunu nereden bildiğimi soracak olursanız; havadaki aralıklı parlamaları da görebiliyorum. Siz de tahmin edersiniz ki bu kadar parlama gürültüsüz olmaz.
Kollarım ve ciğerlerimde
henüz bir yorulma yok. Keşif yüzüşlerim bu tempoya beni çoktan hazırlamıştı.
Bir keresinde hiç yemek yemeden arka arkaya dört gün dört farklı keşif gezisi
yapmıştım. İki saat kırk altı dakika dört günle kıyaslandığında hiçbir şey.
Fakat ayak bileklerimin
ağrısı dayanılır gibi değil. Yaklaşık yirmi yedi kulaç sonra bağcıklarımı
çözmek zorunda kalacağım. Bu, hem zaman kaybına yola açacak, hem de tempomu
bozacak. Olsun; bunu da hesaba katmıştım.
Göçe başlarken yanıma
aldığım tek ve en önemli eşyam olan ayakkabılarım, beni suyun soğukluğundan
koruyor. Vücudumun geri kalan kısmının tüm sıcaklık idaresini ayaklarıma teslim
ettim, bağcıklarımı bu kadar sıkı bağlamamın sebebi buydu. Ayakkabılarım suyun
soğukluğunu vücuduma göre ayarlayıncaya kadar ayaklarımı sıcak tutacaklar. Evet;
vücudum suya değil, su vücuduma adapte olacak. Bu ayakkabıları yapmak kaç
yılımı aldı tahmin bile edemezsiniz. Değdi.
Önlemler ve garanticilik
benim hayati fonksiyonlarımı koruyabilir ancak bu şekilde devam edersem göçün
sonunda ayaklarımı kangren olduğu için bileklerimden kesmek zorunda
kalabilirim. E ayaklarımı kesersem bu göçün ne anlamı kalır? Ayaklarım
özgürlüğüm, istediğim yere yürüyebilme hakkım. Bu hakkı üşümemek için gözden
çıkarmak, göçün sonunu düşünmemek; aptallık değil mi?
Yirmi beş... Yirmi
altı... Ve yirmi yedi. Evet, tam şu anda bağcıkları çözmenin zamanı geldi.
Suyun üzerinde kalıp ayakkabı bağcıklarını çözmek için derin bir nefes alıp
nefesimi tutmam gerek. Çünkü su, içinde nefes olmayan vücudu kaldırmaz. Sağ
ayağımı kendime doğru çektiğim anda beynime farklı paraleldeki kendimden görüntüler
geliyor. Ellerim bağcıklarla uğraşırken gözlerim odamda, yirmi sekiz yıldır
gördüğüm en güzel gözlere bakıyor. Sağ ayağımdaki bağcıklar çözüldü.
Özgürlüğüm, umarım beni
pişman etmez.
Sol ayağımı kendime doğru
çekerken gözlerim atladığım gemiye takılıyor. O gemidekiler benim vücudumun
parçaları gibiler. Gemiye sağdan ve soldan iki küçük sandal yaklaşıyor,
üçüncüsü de yolda. Ciğerlerim üzgün bir şekilde sağdan ve soldan yaklaşan
sandallara binip uzaklaşıyorlar, sağ kolum da üzgün bir şekilde çayından
yudumlayarak beni arayan gözlerle açık denize bakıyor. Yarın o da gelen sandala
binmek zorunda kalacak. Nefesim bitmek üzereyken sol ayağımdaki bağcıklar
çözüldü.
Kafamı sudan çıkarıp
oksijene ulaşmak için bağırıyorum. Bunların hepsini hesaba katmıştım; ama sol
koluma kazıdığım dövmeyi okuyunca dayanıklılığım bir kat daha artıyor:
“Harita, yolun kendisi değildir.”
Üçüncü sandal gemiden sağ
kolumu da alıp götürdükten sonra gemi teşhir edilmiş olacak. Dümene tembeller
geçecek. Gökyüzü, dalgalar ve fırtına olanca gücüyle gemiye saldıracak.
Ayakkabılarım ellerinden
geleni yapmışlar, su beni öldürmeyecek kadar ılımış. Bağcıkları çözmüş olmama
ve dalgaların sertleşmesine rağmen ayaklarımdan çıkmamayı tercih ediyorlar. Bu,
gerçek mutluluk: onları ayaklarıma bağlamadığım halde ayaklarımda kalmayı
tercih eden bir çift ayakkabı.
Ne kadar saldırırlarsa
saldırsınlar, önce vücudumun parçalarını tekrar toplayıp, sonra gemiyi
batmaktan kurtaracağım.
Kulaç atmaya devam
ederken ağzıma gelen tuz denizden mi yoksa gözyaşlarımdan mı ayırt edemiyorum;
ki çok da önemi yok.
Atmam gereken beş milyon
dokuz yüz altmış bir bin alt yüz kulaç daha var. Devam etmeliyim.
Yirmi sekiz, yirmi dokuz,
otuz...
23.03.2020, Denizli
A.



Yorumlar
Yorum Gönder