RENK PALETİ BÖLÜM 8: SİYAH



N'oluyo biliyo musun? Bi anda soru sormayı bırakıyosun. Öylece, bi anda, şak diye. Kastettiğim şey "Neden" diye sormuyosun değil, herhangi bir soruyu bırakıyosun. "Nasıl" demiyosun, "Ne zaman" demiyosun, "Kim" demiyosun, "Kiminle" demiyosun, "Ne" demiyosun, "Nerede" demiyosun. Hiçbir şey demiyosun. Soru sormuyosun işte. Ve bu, bi anda başlıyo. Soru sormayı bırakınca farklı bir seviyeye taşıyorsun kendini. Daha üst ya da daha alt bir seviye değil bu. Farklı sadece. "Farklı" kelimesinin daha alt ya da daha üst olarak kullanılmasını ve kıyaslamaya sokulmasını anlamlandırmaya çalışmaların sona eriyo. Neyin daha iyi, neyin daha kötü olduğuna dair otomatik yargıların seni terk ediyo. Bütün yargıların manuele dönüşüyo ve hiçbiri kendisini seçmen için sana yalvarmıyo. Dopamin sana değil, sen dopamine hakim olmaya başlıyosun. İçinde bir yerlerde bütün bunların yaşanmasına ne gerek vardı, her şey daha kolay olabilirdi diye konuşmaya çalışan kızgınlığın da susuyo. Kızgınlığının eskiden seni yöneten dopaminle bir çıkar ilişkisi içerisinde olduğunu fark ediyosun. Çıkarı olmayan kızgınlık, çıkar bulabileceği başka yerlere taşınmaya karar veriyo.

Soru sormadığın zaman kıyaslama ortadan kalkıyo. Ben kendimi kimseyle kıyaslamam diyen bireylerin bile derinlerde bi yerlerde kıyaslamalardan beslendiğini görebiliyosun. Hayatına kıyaslarla yön verenlerle vermeyenler arasındaki uçurum seni artık korkutmuyo. Bilinmezliğin yarattığı tehlike sende artık yok. Çünkü merak etmiyosun. Bilinmezlik soru sormadan önce alacağın cevabın zararlı olma ihtimalini masaya vurarak korkutur seni. Soru sormayan bir insan bilinmezlikten korkmaz, soru sormayan insan bilinmezlikle oturur köprüde sigara içer. Her şeyi öğrenmeye çalıştığımızdan işlerin sarpa sardığını düşünmeye başlıyosun. Tam neden başkalarının da bunu bu şekilde göremediğini sorgulayacak gibi olacakken vazgeçiyosun. Eskiden kalma alışkanlıkların sanıldığı kadar zor duruma sokmuyo seni. Ben artık kalkayım diyip s*ktir olup gidiyo. Sen de hiçbir şeyi sorgulamamaya devam ediyosun.

Retiküler aktivasyon sistemine format atıyosun. Bilgisayarına, telefonuna ve daha nice teknolojik filtreye gösterdiğin hassasiyeti kendi aklına da uyguluyosun. Kavramların tanımları değişiyo. Anlık daralmalar ve anlık bunalmaları genele yaymıyosun. Ve bütün bunları pozitif ya da negatif olarak adlandırmıyosun. İçten içe emin olarak biliyosun, her şey sadece, ama sadece farklı.

Farklılığın aynılıktan farkını olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirmiyosun. Aynıyı da kabul ediyosun farklıyı da. Herhangi bi fikir üzerine ekstra yorum yapmaya yeltenen tüm mekanizmaların bunu yapmamaya karar veriyo. Bunu neden yapmadığını da sormuyo. Sadece artık yapmıyo. Neden-sonuç, amaç-sonuç gibi mantıksal düzlemler sana sığ geliyo. Sadece sonucun var olduğu bi derinlikte ışıksız süzülüyosun.

Aynı şeyi farklı yöntemlerle isteyenlerin rekabetini de anlamaya çalışmıyosun artık. Aynı amaca sahip iki varlık gittikler yollar farklı diye birbirine neden düşman olurlar diye sorardın hep hatırlar mısın? Artık sormuyosun işte. Rekabeti de kabul ediyosun. Gelmekte olanın gelmesi için gitmekte olanın gitmesi canını eskisi kadar yakmıyo. Üzüntü ve mutluluk arasındaki fark o kadar büyük değil senin için. İki duygusal yorumlama belki de aynı amaca giden farklı yollardır diye düşünüyosun. İkisinin rakip olmasına ne gerek var?

Flaubert’in ansız ve korkunç bi merak diye tarif ettiği şey sende o kadar da merak uyandırmıyo. Sadece bi gün mutlaka sona erecek olan sağlıklı ve iyi olma halinin biraz daha uzun sürmesini ve bu konuda hiçbi şey yapamayacağından emin olduğun halde yine de bi şeyler yapabilmeyi umut etmek istyosun. Bu umut seni romantik dalgalarda bi aşağı bi yukarı sürüklüyo derken zaman geçiriyosun işte. Güzel zaman.

Bütün bu kelimeler soru sormayı bıraktığın için geliyo kaleme yapışıyo. Sen de kalemi kağıda sürterek temizlemeye çalışıyosun. Sonra da kalem temiz mi diye bile bakmıyosun çünkü bu da bi soru.

Anlattığım hiçbi şey negatif değil diyosun ama karşıya nasıl geçiyo bilmiyosun. Bunu da öğrenmek istemiyosun.

Çalışmaya tutunuyosun. Nereye varacağını bilmeden çalışmanın tadına sarılıyosun. Bu bilinmemezlik seni daha önce de söylediğim gibi korkutmuyo çünkü cevabını merak etmediğin bi soru sende herhangi bir tepkimeye sebep olmuyo.

Gerçeği, gerçeğin yapıyosun. Geri kalan her şeyin bi tercih olduğunu biliyosun. Sorular sormaya devam edenler kırılyo, üzülüyo, alınıyo, gülümsemiyo. Sen gülümsüyosun. Seni yargılıyolar ve suçluyolar; siyah olmakla.

Oysa kuşlar hep uçar. 


18.07.2021, Denizli
A.

Yorumlar

Popüler Yayınlar