APARTMAN BOŞLUĞUNDA KIRILAN BİR TAŞIN SOĞUK KALP HİKAYESİ


Zamanın birinde Allah bir taş yaratmış. Ama bu taş başka taşlara benzemek istemiyormuş. Diğer taşlar gibi sadece sert olup üzerine düşen birisi olursa onu yaralamak görevinden başka varoluş amacı istiyormuş kendine.

Çok uzun zaman geçmiş, taş hayatı öğrenmiş, canlıları incelemiş. Sevmeyi, değer vermeyi öğrenmiş. Hissetme yok tabii, taş sonuçta; öğrenmiş sadece. “Sanırım”, demiş kendi kendine, “Ben sevmeyi, değer vermeyi rastgele sebeplerden dolayı öğrenmedim, bir amacı olmalı bunları öğrenmemin.” 

Derken ben neyi sevebilirim, beni kim sever diye düşünmüş. Bir şeyler tarafından sevilmek fikri öylesine hoşuna gitmiş ki hisleri oluşmuş. Hikaye bu ya, hisleri olan bir taş haline gelmiş bizimki. 

Derken teknoloji gelişmiş, insanoğlu denilen varlık taşları bile doğalarından alıp başka şeylerin yapımında kullanmaya başlamış. “Bu bir tesadüf olamaz!” demiş bizimki, “Sanırım gerçek aşka giden yolculuk bu!” 

O gerçek aşka giden yolculukta bunun bi güzel ağzına s*çmışlar. Ama bizimki umudunu yitirir mi? Taş bi kere, mümkün değil. 

Ha bugün gelecek ha yarın derken gerçek aşkını beklemiş durmuş. Sadece onu sevebilecek, hayatın varoluşuna gerçek bir anlam yükleyecek o varlık gelinceye dek de beklemeye kararlıymış. 

Derken insanoğlu almış bunu mermer yapmış, o mermeri de almış bi apartman boşluğunda basamak olarak kullanmaya karar vermiş. 

Bizim taş başlamış ait olduğu basamakta kaderini beklemeye.

Mevsimler geçmiş, havalar ısınmış. Canlılar aşırı sıcaklardan kaçacak yer arıyorlarmış.

Çok mutsuzlarmış.

Sonra bir canlı gelmiş, içinde kalan son enerjiyle bırakmış kendini bizim taşın içinde bulunduğu basamağın üstüne, bizim mermer buz gibi tabii.

“Aman Allah’ım” demiş canlı, “Sanırım Cennet’e düştüm, burayı çok sevdim.”

Bunu duyan taş durur mu? Çıldırmış. “Biliyordum bunların olacağını, tesadüf diye bir şey yoktur diye boşuna dememişler. İşte kaderimin beni getireceği yer, işte o!”

Bizim canlı ve taş o sıcak havalarda gerçekten birbirlerini sevmişler. 

Ama zaman kimselere acımıyor elbette. Havalar başlamış soğumaya. İlk zamanlar soğukluk isteyen canlımız başlamış sıcaklık peşinde koşmaya. Bizim taş doğal karşılıyor tabii, kimsenin doğasına müdahale edilmemesi gerektiğini yaradılışı gereği biliyor. Yine de “Ama” diyor kendi kendine, “Ortada bir sevgiden bahsediyoruz.”

O yüzden bizim canlının doğası gereği ısınması gerektiğini bilse de elinden geldiğince kendisini sevmeye devam etmesini istiyor. Allah var bizim canlı da onu seviyor gibi duruyor ama imkanlar ortada. 

Derken havalar iyice soğumaya başlıyor, bizim canlının gerçekten ısınmak için bir şey yapması gerek aksi halde sağlığı bozulacak. 

Çok mutsuz.

Taşımız da endişeli, bütün hisler kederi gösteriyor. 

Tam o esnalarda apartmandaki kapılardan birisi açılıyor ve bir insanoğlu yarım saat kaloriferin üzerinde bekletilmiş sıcacık bir battaniye koyuyor kapının önüne. 

Bizim canlı nasıl çırpınıyor battaniyeye ulaşmak için. 

İçinde kalan son enerjiyle bırakıyor kendisini battaniyenin üzerine.

“Aman Allah’ım” diyor, “Sanırım Cennet’e düştüm, burayı çok sevdim.”

“Her şey tamam da” diyor bizim hisleri paramparça olmuş taşımız, “Bana karşı hissettiğini düşündüğüm şeyler yalnızca o zaman için gerçekmiş.” 

“Yalnızca hava değişimi, ve sunulan yeni fırsatlar yalanlarımız ve bahanelerimiz için gerekli malzemelermiş.” 

“Benim ona hissettirdiğim şeylerin aynısını bir üst basamaktaki taşlar da hissettirebilirmiş...”

“İşin tuhaf tarafı” diye düşünüyor öte yandan, “Bu canlının da böyle olması gayet doğal, ben niye böyle hissedebilecek kadar aptal oldum, neden başta anlayamadım?”

O kadar çok ama o kadar çok üzülüyor ki taşımız bunu kelimelere dökmek için gerçekten çok iyi bir yazar olmak gerekiyor. 

Ki ben değilim. 

Ama taşın nasıl üzüldüğünü görebilecek göz kimde var?

Uzuunca bir enerji birikiminden sonra patlıyor sonunda. 

Apartman basamaklarından birinde ufacık bir delik açılıyor sadece. 

Taşımız seke seke gelip düşüyor sokağa. Sokakta acayip bir sağanak var. Bardaktan boşanırcasına yağıyor.

Ama bizimki taş tabii, sıkıntı yok. 

Düştüğü yerin 1 milimetre dibinde ufacık bir karınca duruyor, savunmasız. Bizim taşa dikkatlice bakıp yağmurdan sığınmak için altına doğru sokuluyor. 

Eğer gözleri olsa hıçkıra hıçkıra ağlayabilecek olan taş, içinde biriken bütün kederle gökyüzünü düşünüp mecburen gülümsüyor.

“Hiçbir şey tesadüf değildir.”

https://youtu.be/xifcJ-PSmLs


26.12.2020, Denizli

A.

Yorumlar

Popüler Yayınlar