RENK PALETİ BÖLÜM 1: BEYAZ
Hemen hemen bütün fikirlerim aklıma banyoda geldi diyebilirim. Ne zaman banyoya girsem kafamda düğüm olan şeyler suyun sıcaklığını ayarlamayla uğraşırken kendi kendine çözülür. Bu, bugüne kadar yarı farkında olduğum bir durumdu. Dün bu yarı farkındalığı tamamına erdirmeye karar verdim. Düşündüm ki durumun tamamen farkında olursam daha iyi olur. Ama olmadı. Farkındalık; yani banyoda aklıma fikir geldiğini fark etmem banyoya girdiğimde fikir arayışlarına girmeme sebep oldu ve daha önce aklıma duş gibi akın eden fikirler banyonun kapısından dışarı atmaya başladılar kendilerini. Geriye kalan tek şey hijyenik amaçlarla alınan bir duş. O da artık eğlenceli bir aktivite değil.
Ama artık olan oldu, farkında olduğunuz bir şeye artık farkında olmadığınız zamanki gözlerinizle bakamazsınız. Cehalet mutluluktur lafı an itibariyle benim için geçerli. İçimde aptal olmak için dilenen bir doğum günü dileğiyle birlikte her gün batımında güneşi mum gibi üfleyip sonrasında bu tarz cümleler kurduğum için ne kadar aptal olduğumu söyleyen bir eleştirmenle birlikte son hız farkında olma eylemine devam ediyorum. Yaptığı aptallıkların farkında olup yine de eylemlerine devam eden bir birey ne kadar zekidir ki? Sonuçta her şey zekayla ilgili değil mi?
Size bir bilgi vereyim. Bir insanın aptal olup olmadığını anlamak için ona aptal olduğunu söyleyin. Eğer buna gerçekten sinirleniyorsa o insan gerçekten aptaldır. Eğer bunu neden söylediğinize bakıp aptal olup olmadığını sorgulayıp aptal olmadığı sonucuna vardıktan sonra sizi görmezden geliyor, ya da sizin yargılarınıza değer verdiği için aptal olmadığını kanıtlıyorsa aptal değildir. Çünkü sadece aptal insanlar sadece ben aptal değilim demekle yetinirler. "Ne yani ben şimdi bana aptal diyene kızmayacak mıyım" diyorsanız şu an, üzgünüm siz de aptalsınız.
Eylem, kelimelerden daha fazla konuşur. Suçlu bir insanın mahkemede suçunu kelimelerle savunmaya çalışması bu sebeple saçmadır. Çünkü işlediği suçun yarattığı gürültü onun kelimelerini bastırır. Hakim, bu gürültüden dolayı kelimeleri duyamaz. Ancak avukat o suçun gerçekten işlenmediğine dair bir görüntü ya da video ortaya koyarsa durum değişebilir. "Ben bir kişiyi üç kere bıçakladım ama benim üzerime çok geldi, baskı altındaydım, çok pişmanım, üzgünüm, keşke hayatta olsaydı aslında o kişiyi severdim" demesi hakimin kararlarında hiçbir değişiklik yapmaz. Kişi bıçaklanmış, ölüm gerçekleşmiş, suç somutlaşmıştır.
Birbiriyle alakası olmadığı görülen şeyler arasında bağlantı kurup ders çıkaran hastalıklı denilebilecek bir düşünce yapısına sahibim. Bu düşünce yapısına hastalıklı etiketini yapıştırıp bu şekilde düşünmemek için gerçekten çok çaba harcıyorum fakat bu düşünce yapısının kurduğu bağlantılar sonucunda farkına vardığım şeylerin doğru olduğunu görmek bunu imkansızlaştırıyor.
Sürekli haklı çıkmam karşısında çoğunlukla bunun şansıma bağlı olduğunu, ya da gereksiz kuşkucu yaklaşımlarımın beni yorduğunu ve bu kadar düşünmemem gerektiğini söyleyen beni seven insanlar var. Onları tüm kalbimle seviyorum. Ancak benim üzerinde durduğum konu sevgi değil ki. Sevgi hiçbir zaman benim konum olmadı. Neden olsun ki? Sevgide düzlük ve stabilite vardır. Yani, seversin işte. Mutlu olmasını istersin, üzülmemesini, özgür olmasını ve zarar görmemesini istersin. Bunların zıttı olursa öfkelenirsin, ağlarsın, üzülürsün. Sevgi basittir, karmaşıklaştıran aptaldır.
Kelimeleri bir sihirbaz gibi illüzyon sergilemek için kullanabilmem hem büyük kolaylık hem de büyük zorluk. Kolaylık çünkü zor durumlardan yılan gibi kıvrılabiliyorum. Zorluk çünkü birisi bana kelime cambazlığı yaptığında bunu fark edip oyunu bozabiliyorum. Birinin bana yalan söylediğini yakaladığımda içimde bana aferin oğlum diyen sese sesleniyorum: "N'oldu peki şimdi? İyi güzel, kimsenin yalan söylemesine izin vermedik dümeni bozduk da padişah mı olduk?"
Keşke padişah olabilseydim. Düzgün bir padişah olacağımdan hiç şüphem yok biliyo musunuz? Bu iddiamın gerçekliğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz tabii, orası ayrı. Al işte bir farkındalık daha. Padişah olsaydım ne güzel olurdu şöyle yapardım böyle yapardım diye aptal ve keyifli bir kendi kendime sohbet dururken bunun hiçbir zaman gerçek olamayacağını söyleyerek muhabbeti yarıda kesip aklımca kendime zaman kazandırıyorum. Kazandığım bütün bu zamanı emekliliğimde harcarım artık. Tövbe tövbe ya. Acilinden bir "Yılın en farkındası" plaketi istiyorum bari bi işe yarasın.
Yalnız o değil de güzel dövdüm kendimi. İnsanın kendine attığı tokat gibisi yok. Şiddetini güzel ayarlayabiliyorsun bi kere. Kaç beyin hücresini gözden çıkarabilirim sorusuna cevap olabilecek şiddette ama kendine olan öfkeni de bastırmayacak şekilde sağlam bir tokat mis gibi gelebiliyor bazen. Kulakta hafif bir çınlama, garip bir acaba vurmasa mıydım şüphesi, sonrasında lan neyse vurduk artık geri dönüş yok kabullenişi ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam aşaması. Sonra bi duş.
Beyaz mı acaba olay? Duşa girdiğimde aklıma fikir geliyordu dedim ya, mermerler falan beyaz ya hani. Ondan mıydı acaba? Duş alıyoken beyaz görüyorum hep sonuçta. Suyu otomatik hareketlerle vücudumda gezdiriyorum, şampuan falan ve beyaza bakıyorum, fiziksel dünyada başka değişken yok farkında olduğum kadarıyla. Hareket halindeyken beyaza bakmak aklıma fikir getiriyor gibi bir dataya ulaşılabilir mi şimdi? Kendime laboratuvar faresi muamelesi yapmak hem acınası hem de keyifli. Makyaj malzemesi için maymuna ruj sürmekten iyidir gibi aptalca bir cümle kurmadan çaktım bi tokat daha rahat olalım. Hareket halindeyken beyaza bakmak... Bi denemek lazım.
Not: Makyaj malzemesi için maymuna ruj sürmek aptalcadır.
22.12.2020, Denizli
A.

Yorumlar
Yorum Gönder