OTOKONTROL
Eylemler kelimelerden daha fazla anlama sahipmiş. Ne kadar da klişe. Fakat işin aslına bakarsa asıl klişe bu: “Ne kadar da klişe.” Söylemin kendisi iletmek istediği mesaja dönüşmüş. Kelimeler eylemlerin tahtına oturmuş. Eylem de kayba karışmış gitmiş.
Her yolculuk hikayesinde olduğu gibi bu hikaye de bir kayboluşla başlamış. Modern fantastik hikayelerde bulmaya giden yolda mücadele veren kahramanlara aşina olan bu hikayemizin kahramanları esas keyifli olanın bulmak değil de kayboluş olduğunu düşünmüşler. Ve o vaziyette kalmaya karar vermişler. Çünkü bulurlarsa “hikaye sona erecek ve izlenebilirlik hiçbir şey kalmayacağı” algısına teslim olmuşlar. Otokontrolleri zayıflamış.
Haydi o kahramanlara yeni bir pencere açalım. Her hikaye, aslında en az iki alt hikayeden oluşur. Biri bizim izlediğimiz taraf, diğeri de hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz ve genellikle birinci alt hikayenin perspektifinden yorumladığımız ikinci taraf. Bu iki taraf arasındaki hakimiyet mücadelesi aslında bizim hikayemizin çekirdeğidir.
Frodo yüzüğü Mordor’a attığında kayboluşluktan çıkıp bulmaya ulaşır ancak Frodo’nun yüzüğü atmadığı her bir saniye Sauron bulmuş vaziyettedir. Frodo yüzüğü Sauron kaybolsun diye Mordor’a atar, hikaye bitsin diye değil. Sauron kaybolduğu zaman hikayenin bitmesi yazarın problemidir.
Harry hikaye bitsin diye Voldemort’u öldürmez. Voldemort kaybolmazsa bulmaya ulaşamayacağı için öldürür. Voldemort da Harry’i bulmaya ulaşmak için kayboluşa sürüklemeye çalışır.
İki tarafında niyeti bulmaktır. Kayboluştan kurtulmaktır. Hikayeyi devam ettirmek değildir.
Belki bu perspektif kayboluşluktan keyif almakta olan sizlerin otokontrolüne bir kıvılcım olur da silkinirsiniz.
Çünkü sizin bulmaya ulaşmanız benim kayboluşum değil.



Yorumlar
Yorum Gönder