BAŞKA BİR ŞEY, BÖLÜM ∞/3: NOT SCARED





"Dans edilmeyen bir devrim gerçekleştirilmeye değer bir devrim değildir."

- V For Vendetta (James McTeigue, 2005)

Önce ne olduğunu anlarız. Önümüzdeki şey nedir, neyle uğraşıyoruzdur. Anlama; tanıma derin nüfuz etmek, tanımın kavramını akıl duyumuzda mümkün mertebede somutlaştırmak ve tabir-i caizse elle tutulur bir hale getirmek birinci görevimizdir. Bu birinci görev layığıyla yerine getirilirse ikinci görev için hazırlanmaya başlayabiliriz. Bu da hızdır. Birinci görevde tanımlanan şey her ne ise, onu daha hızlı nasıl gerçekleştirebiliriz sorusunu cevaplamak ikinci görevimizdir. Ne olduğu belli olan bir şeyi hızlı yapabilmek çok önemlidir çünkü hız, zamanın hegemonyasına hapsettiği zavallılar için tek teselli ikramiyesidir. Bundan ötürü hızlılar yavaşlardan daha mutlulardır. 

Birinci görevi layığıyla yerine getirdim. Anlama; tanıma derinlemesine nüfuz ettim. Herhangi bir kavramın anlamını da tanımını da en ufak bir dil sürçmesi yaşamadan açık ve net bir şekilde herhangi bir varlığa aktarabilirim. Artık soruları soran değil, soruların sorulduğu taraftayım. İzin verin size biraz bu taraftan bahsedeyim. İlk olarak şunu söylemem gerekir ki, "deneyim merakı" olarak adlandırdığımız dürtü bu tarafta o kadar da dürtü değil. Bu dürtünün temelinin "acaba" soru köküne uzanması bu durumun ana sebebi. Öyle ya; burada soru sorulmaz, sorulara cevap verilir. Burada, "deneyim merakı" dürtüsünün yokluğunun sebep olduğu boşluğu iki kavram doldurur. Bunlar "can sıkıntısı" ve "yorgun hissetme yanılsaması"dır. Bu tarafın büyükleri bu iki boşluk doldurucu kavramın hayra alamet olduğunu, zamanla "sabır kalkanı"na dönüşeceklerini söyler dururlar. İnanıp inanmamak bana kalmış tabii; bakalım, zaman da bi noktada ağzındaki baklayı çıkaracak illa ki. "Can sıkıntısı" ve "yorgun hissetme yanılsaması" ile aram çok iyi. İnsan bu; herhangi bir durum iyi sıfatını taşıyorsa onu uzatır. Bir şeyi uzatmanın yegane yolu da yavaşlamaktır. Çünkü biz zamanın hegemonyasına hapsettiği zavallılarız ve iyiyi çok sevdiğimiz için tek tesellimiz olan "hız"ı onun uğruna heba edecek kadar da duygusalız. Birinci görevi layığıyla yerine getirmiş olmama rağmen ikinci görevim olan "hızlanma"ya hala geçmemiş olmamın cevabını böylelikle vermiş olduğuma inanıyorum.

Zaten görev tanımlamalarında da birinci görev bittikten sonra ikinci görev başlar denmemiş ki; birinci görev layığıyla yerine getirilirse ikinci görev için "hazırlanmaya" başlanılabilir denmiş. "Hazırlık" kavramı soruları soran taraftayken ne kadar da ihmal ettiğim bir kavrammış meğer, vay anasını. "Hazırlık" kavramını ihmal ettiğini fark etmek, hazırlığa başlamanın ilk adımı olarak karşıma çıktı. Bu adımı atıp atmama konusunda sağlı sollu milyonlarca uyarıcıyla beni dürtükleyen tereddüt canavarı bir yaz akşamı uyuyakalmış olacak ki, etrafımdaki sessizlikten istifade edip usulca hareket ettim. Tanıyan gözlerin olmadığı bir eylem yürüyüşü, en yakın dört arkadaşınla ıssız bir mağarada yaptığın kamptan çok daha sessiz olabilir. İşte istifade ettiğimi söylediğim sessizlik bu tarz bir sessizlikti. İkinci görev için hazırlanmam bu şekilde başlamış oldu.

Sonrasında hızlandım. İnanın hızlandım. Moleküllerimin titreşim hızı artana kadar da hızlanmaya devam ettim. "İşte" dedim; "İkinci görevimi de layığıyla yerine getiriyorum." Nereden bileyim büyüklerimin bana gülmekten göbek çatlattıklarını. Altın çağlarıma yeni girmişim abiler el insaf bi bismillah be. Neyse ne diyodum; "ikinci görevimi layığıyla yerine getiriyorum" diyodum. İkinci görev, birinci görev gibi öyle sindire sindire deneyimlenebilecek bir görev değilmiş. E bu da normal; hız, deneyim farkındalığını önemli ölçüde azaltır. Otuzla giden bir arabadaki adamla iki yüzle giden bir arabadaki adamın gördükleri arasında önemli ölçüde fark vardır. Hareket etmeyen bir arabadaki adam herhangi bir yolculuğun ona gösterebileceği her şeyden daha net ve daha acı verici şeyler de görebilir. 

O düşünceden bu düşünceye atlama tempomu da göz önünde bulundurursak ikinci görevimi layığıyla yerine getirmekte olduğumu düşünmemde bence o kadar da gülünecek bir şey yok yani.

Bütün bu görev temelli konuşmalarımın beni yönlendirdiği bencil kalabalığımı ancak ve ancak alternatif bir evrendeki başka bir ben dinleme ve anlama zahmetine katlanırdı. 2022 bilimi dahilinde de bu mümkün değil. Bu evrende deneyimlenebilecek en ulaşılabilir hikaye ise anlamamayı kabul ederek eşlik etmek. Bahsettiğim iki görevin de ne anlama geldiğini anlamamak ve bunu kabul etmek. İşte bu şansların şansı, jokerlerin jokeri. E daha ne? Bereket versin.

Şansların şansına, jokerlerin jokerine tüm tok gözlülüğüm ve saygımla sarıldım. İkinci görevime başlamamı bekleyen büyüklerime bunun başka bir şey olduğunu açık ve net bir şekilde ifade ettim.

Sanırım bunu çok hızlı yaptığım için beni anlamadılar. Anlamasınlar; korkmuyorum.

https://youtu.be/Nix2xzDxK0Q


19.01.2022, Denizli

A.

Yorumlar

Popüler Yayınlar