BAŞKA BİR ŞEY, BÖLÜM 3/3: SINIR KÂŞİFİ
"Dünya kalbinizi bilinen her şekilde kıracak orası kesin. Bunu size anlatmama imkan bile yok veya benim ya da başkalarının içindeki deliliği de. Ama şu var ki Pazar yine benim en sevdiğim gün. Bana yapılan her şeyi düşünüyorum ve kendimi çok şanslı hissediyorum."
Silver Linings Playbook (2008, Matthew Quick)
Bir şeyi sınırlandırmak, onu güzelleştirmektir. Sınırları olan şeyler güzeldir. Kaçta biteceğini bilmediğiniz bir tiyatro gösterisine gitmek istemezsiniz mesela. Cumartesi gecesi eğlenirken devamında 24 saatle sınırlı bir dinlenme hakkınız olduğunu bildiğiniz için eğlenceyi son damlasına kadar hissetmek istersiniz. Pazartesi’leri çalışmayanlar çalışanlara göre daha az eğlenirler işte tam da bu yüzden. Sevgililer kavga ettiğinde ve ayrılık noktasına geldiğinde sınırlarını fark ettikleri için daha çok sevgi hissederler. Ayrılmama saplantılı her ilişki sağlıksız bir iletişime işte tam da bu sebeple mecburdur. Resimleri dikdörtgen bir tuvalle, grafitileri üzerilerine çizildikleri duvar ya da kaldırımla sınırlı oldukları için beğeniyle izleriz. Televizyon, telefon ve günümüz teknolojilerinin hepsi bir çeşit ekranla sınırlı oldukları için gözümüzü alamayız onlardan. Sınırlı olan, sınırları belli olan, güzellik anlayışımızın çekirdeğini oluşturur. Çünkü ölüm sınırı aklımızın en derin katmanlarına bu şekilde işlemiştir.
Unutulmak haricinde hiçbir şey bırakmadığım sınırlarımı çizmeye çalışıyorum elimdeki tüm imkanlarla. Unutulmayı sınırlarımın içine içine zorluyorum çünkü unutulmayı kabul etmiş bir insanın tercih ettiği iyiliğin gücüne inanıyorum. Egosundan, ben merkezciliğinden sıyrılmış bir iyiliğin hayatı yaşanır kıldığını düşünüyorum. Final potansiyelimizin de bu noktada yatttığını düşünüyorum. Ve canımın içi bir arkadaşıma da söylediğim gibi; yeteneğe değil, potansiyele inanıyorum.
Tek seferlik oldu bitti çözümcülüğün aksine her gün çabada kalan ve her gün kendi sınırlarını adım adım gezen herkese duyduğum imrenme hissiyatı beni yataktan kalkmaya zorluyor. Bazen de bütün mesele yataktan kalkabilmek oluyor zaten. Başka bazenlerse başka meselelerle dolu. Hiçbir bazen boş değil, her bazen bir meseleyle dolu. Bütün bazenlerin ortak noktası da bu.
Hangi bazeni hangi meseleyle doldurduğumuzun bazen farkındayız bazen de değiliz. Bu meseleler içi yanıcı maddelerle dolu varillere benzetilebilir. Bu variller birikir, etrafımızı sınırlarla çizer. Bazen bir kıvılcım çıkar gelir evrenin herhangi bir noktasından ve varilleri patlatır. O zaman etrafımızdaki sınırlar yangınlardan oluşur. Isınmayı isteyen niyetlerle yaşıyorsak yangınlarla sınırlanan hayatımızı severiz. Halihazırda yeterince sıcaklığa sahipsek de o kıvılcımın evrenin bizden uzak noktasında durmaya devam etmesini, varillerimizden uzak durmasını diler dururuz. Tüm bu niyetler sınırlar içinde oyalanma araçlarından başka bir şey de değildir.
Sınırları sevdiğimizi, neden sevdiğimizi ve nasıl seveceğimizi artık biliyorum. Tekamülümün bundan sonraki aşamasına hazırım. Sınırımın bir noktasından diğer noktasına doğru adımlar atmaya başladım, attığım her adımın bıraktığı ürperme hissi bana seçildiğim kişiyi tarif ediyor. Kim olduğumuzu seçmeyiz, biri olmaya seçiliriz. O sınırlarda kim yürürse yürüsün attığı adımlar ürpermeye sebep olurdu; bunu biliyorum, ama içinde yaşadığımız gerçeklikte o adımları atan kişinin ben seçilmesi adımlarımı içtenleştiriyor. Egosuz bir minnet hali, aynaya baktığında beğenme ya da beğenilme değil, iletişimin katıksız rengi ve en yakınımın bile yaşamadan tecrübe edemeyeceği bir şey, başka bir şey bu.
19.11.2021, Denizli
A.


Yorumlar
Yorum Gönder