TERS ŞEMSİYE



 

Ve bazı önemli şeyler hep başka bir Pazartesi'ye kalır. Gelecek Pazartesi dersin, başka olacak. Çoğu Pazartesi bu beklentiler gerçekleşmez. Erteleme stresi hayatının bir parçası olur. Erteleme stresi seni hiç yalnız bırakmaz. Ben erteledim dersin, sorumluluğu üstlenirsin. Erteleme stresini hayatından kovmaya da hiç uğraşmazsın; onunla olan birlikteliğin hayata başka bir gözle bakmanı sağlar. Erteleme stresi sana ertelemediğin bir hayatın mükemmel senaryosunu hayal etme fırsatı verir. Ertelemeseydim; ya da bundan sonra ertelemezsem şunlar şunlar şöyle mükemmel olacak gibi bir Matrix yarattırır sana. Bu Matrix'e yarıbilinçli girersin. Sonra bu Matrix'i seversin. Sevgi çok güçlü bir bağ olduğu için bazı önemli şeyler hep başka bir Pazartesi'ye kalmaya devam eder. Ta ki hiçbir şeyin seninle uzaktan ya da yakından ilgisi olmadığını öğrenene kadar. Bakın bu bilgi herkese nasip olmaz. Bana oldu, ben de aktarıyorum güzel dinleyin.

Aklın, fikir üretmenin ve irade gücünün yalnızca insanlara mahsus olduğunu hayvanlara, bitkilere ve bazı maddelere güç uygulayabildiğimizi fark ettiğimizde düşünmeye başlamışız. Hayvan bina dikemiyor, mermiye karşı gelemiyor, bitki baltayla mücadele edemiyor, demiri de şöyle eğip böyle bükebiliyoruz diye böyle düşünmüşüz. Kim bilir ne zamana dayanan bu gerizekalılığımızda da kararlı olup bu düşüncede sabit kalmışız. İhtiyaç görmek ve lükse ulaşmak için üç beş şey yapabilmemiz böyle düşündürtmüş bize. Genel olarak zekasızlığa tahammülü kalmamış biri olarak tahammülüm bittiğinde yapabileceğim şeylerin kısıtlılığıyla yüzleşmek beni büyük bir nihilist yapmak üzereyken öğrendim birazdan paylaşacağım bilgiyi.

Şu başka bir Pazartesi'ye kalan şeyler var ya hani, bize erteleme stresi ve benzeri ıbık zıbıkları yükleyen. Onların başka bir Pazartesi'ye kalmalarının sebebi bizim onları ertelememiz değil; onların bizi ertelemesiymiş aslında. Güzel bir Ferrari alacak paran var diyelim, bütün imkanlara sahipsin ama bir türlü evden çıkıp o showroom'a gitmiyor ayakların. Birazcık aklın varsa erteliyorum üşeniyorum diyosun, ama birazcıkdan daha fazla aklın varsa aslında o Ferrari'nin seni istemediğini anlayabiliyosun. Bir nesne ya da insandışı herhangi bir konsept, insanı istemediğinde bunu ifade etmesi onun için çok kolay. Ferrari insanı istemezse, insan üşenir. Duygusal manipülasyona en açık canlı türlerinden biri olarak Ferrari'nin bizi istememesini kendimize bağlayacak kadar egoist ve aptal olmamız gezegenimizin kanseri olmamızın temel sebebidir diye düşünüyorum.

Tamamdır, anlaşıldı. Erteleme durumu bizden değil, başka bilinçlerden kaynaklanıyor. O zaman bu bilgiyle ne yapmalı? Bir insanın yapabileceği tek şeyi yapmalı tabii ki de; bir değer yaratmalı!

Bir değer yaratmanın da bedelleri var tabii. Zamanını harcarsın. Malın, mülkün, saygı duyanların, dinleyenlerin ve soru soranların az olur. Sistemin izin verdiği her boş saniyeni o değer üzerinde çalışarak geçirirsin. Negatif yalnızlığa sürüklenirsin. Yaratmaya çalıştığın değer senden seni ister. Önce isteyerek, sonra bunu istediğine pişman olarak kendini teslim edersin. Fiziksel bakımın düşer, düşen fiziksel bakım enerji bırakmadığı için ruhuna da bakamaz olursun. Cılız kolların ve bacaklarınla köleliğine para kazanmak için devam etmek zorunda olduğun zamanlar haricindeki tüm saniyelerini senden her şeyini götüren değerine verirsin. Sonra da sadece yarattığın değerin de seni istemesini isteyebilirsin. O da seni isterse mutlu olursun, istemezse mutsuz. Mutluluk ya da mutsuzluk yaşamsal yorumlardan başka bir şey olmadığı için nihilizm sınırlarında gezmekte bir insansan çok da kafaya takmazsın. Kafaya takmak ve takmamak kavramları da yaşamsal yorumlardan başka bir şey değildir bu arada. Geliriz, gideriz; aslında hepsi bu.

Madem bu kadar basit bir konu da, o zaman neden harıl harıl çalışıyorsun be adam diyenleri duyar gibiyim. Bu bilgi beni bu Pazartesi buldu. E ben de duygusal manipülasyona açık ve aptal bir canlı türü olduğum için çalışmaya itiliyorum, durmadan da çalışıyorum. Bilgi beni bulmak istedikten sonra ne yapabilirim ki? Soğuk bir hava gözlemlediğim için yağmur yağarsa diye tedbir amaçlı yanıma aldığım şemsiyemi yağmur yağmadı diye hiç kullanmadığım bir Pazartesi'ydi.

Yazdıklarımı bu kısma kadar okuyanların arasında biraz rahatlamış, biraz aydınlanmış hisseden ve kendini azıcık da olsa teslim edenler varsa geçmiş olsun. Kelimelerin ikna edici ve bir o kadar zehirleyici dünyasında gezinmek sağ gösterip sağ vurur, sol gösterip sol vurur, hiç göstermeyip sağlı sollu vurur böyle işte.

Yağmurdan koruyan şemsiyenin iç kısmını yukarı bakacak şekilde yere koyduğunuzda normalde sizi sudan koruyan nesnenin damlaları toplayıp biriktirdiğini görebilirsiniz.

Bu ikilem, sizce de yeterli değil mi?

https://youtu.be/Mh9uoeFs_1c

05.10.2021, Denizli

A.

Yorumlar

Popüler Yayınlar